Yalnızlık Yanılgısı Olan, Tekbaşınalık Mertebesi

İnsanlar yalnız kalmaktan, kalacak olmaktan hep korkmuştur. Bu korkuyu tabulara, kültüre ya da çocukluk deneyimlerine bağlayabilirsiniz. Ancak bunlar gerekli ama yeterli değildir. Yani demek istediğim; sorunlarımızı eğer kendimizi yok sayarak başka kişilere ya da durumlara atfediyorsak zaten o sorun gerçek sorun değildir. Yalnızlık, insanı daha büyük problemlere gebe bırakır. Çünkü insan yalnızlıktan korktuğu için, yalnız kalınca düşüncelerinden de korkar. Bu sebeple yanına her zaman birini ya da bir şeyi alır. Kaçınma davranışları yalnızlığımızı somut olarak örtse de, kişiyi mental olarak örtmez. Çünkü akıl ve düşünce benliğimize verilen en büyük güçtür.

Ancak yalnızlık yanılgısı olan tekbaşınalık kavramı çok değerli bir olgudur. Çoğu kişi tekbaşınalığı yalnızlık olarak görebilir. Yalnızlık korkusu, tekbaşınalıkta yoktur. Tekbaşınalık; kendini her yönüyle fark ederek, kabullenme mertebesidir. Kendine öz eleştiri yaparak, olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirerek, olduğun gibi kabul etmek ve onay beklemeksizin hayatta tek olabileceğine inanmaktır. Tabi ki de bundan keyif almak kaçınılmazdır. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu unutmamak ve bu olguyla karıştırmamak gereklidir. İnsan sosyal bir varlık olduğu kadar, tek başına geçinebilen bir varlık da olması gerekir. Çünkü hayatta sınırlar vardır ve her bireyin kendisi için çizdiği sınırı vardır. Tekbaşınalık bu sınırı her zaman korur ve her sınıra saygı gösterir. Bu kavramı özel hayat, aile hayatı, iş hayatı ile değerlendirebiliriz. Ben ve sen olmadan, biz olunmayacağı bilinmelidir. Özel hayatta, benim alanım ve sınırım benim tekbaşınalığımdır. Aynı şekilde senin de öyle olmalıdır. İşte o zaman biz olunabilir. İki yarımdan bir tam eder ancak sağlıklı bir özel hayat; bir tam değil iki tam aramaktadır. İki tam ile her şeye yetebilirsiniz ve her şeye doyabilirsiniz. Ben ve sen ayrımını hayatın her alanına uygulamalıyız. Bu sadece özel hayatta olacak gibi düşünülmemelidir.

Tekbaşınalık; öz güven ve öz farkındalığı dengede yaşayanların keyif aldığı bir mertebedir. Evet mertebe dememin sebebi; tekbaşınalığı bir rütbe olarak gördüğümdendir. Çünkü insan, en büyük eleştirmeni olan kendini bile kabul ettiyse benim gözümde bu takdire şayandır. Ancak bazen hayatımız kötüye gidebiliyor. Bu çok doğal ve kabullenilir bir durumdur. Bu süreçte bazen ‘an’ da kalmayı veya tekbaşınalığı, ‘yalnızlık’ gibi algıladığımız olabiliyor. Olayları daha olumsuz bir biçimde algılıyoruz. Burada önemli olan şey; sorunu başkasına ya da bir şeye yansıtmak değil, kendimize yansıtmaktır. Kendi içimize, düşüncelerimize ve duygularımıza dönmektir.  

Her şey seninle başlar ve seninle biter. Bu yazıyı okuduktan sonra düşüncene, duyguna, davranışına ve tepkine dikkat et. Ne hissediyorsun, sor kendine. Bunları değerlendirmeye çalış. Kendine dön, içine odaklan. Herkesin kendisiyle ilgili halletmesi gereken konular vardır. Onlara kafa yor. Tekbaşınalık mertebesine ulaştıktan sonra kötü zamanlarda oraya tekrar dönmek kolaydır. Çünkü kendine dönmeyi öğrenmişsindir. Şimdi kendini fark et, kendini kabul et ve kendine git. Uzun bir yol… Bunun doğrusu ya da yanlışı yoktur. Çünkü herkesin yolu kendinedir.

Ve sana bir şey söyleyeyim mi? Kendine giden yolun sonu yoktur. Ancak güzel olan şey;

Yol sensin,

Yolcu sensin,

Kaptan sensin.

 

Dilara Işık

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here