Bir cumartesi günü akşam saatlerinde kareli jeton kalıbına uyuyordu. Hava yaza yakın, geç kararıyor, akşam ezanı yazdığım satırları bi’ dua misali üfürüyormuşum gibi hissettiriyordu. Aslında dua ediyordum; yalnızdım. “Herkes ne kadar da uzmanmış!” diye yakınıyordum. O kadar anlamıyordum ki yalnızlığımı, bugün güneşin kendini göstermediğini dahi yeni yeni ayıkıyordum. Ya bulutlar çok karaydı ya da çok fazla. Işığımı kaybetmediğimi biliyordum lakin birlikte olduğum bulutlarla bunu kendime bile kanıtlamam imkansızın ötesindeydi. Ay… Ay ile barışık sanıyordum kendimi ama Ay bile hep gece olsun istiyordu. Hep o dursun ortalıkta, karanlık olsun. Işığımdan o bile sıkılmıştı galiba ama hiç belli etmiyordu ki o da. Hava kapalı da olsa geceyi teslim alıyordu benden yine ve yine.
Yalnızdım; dönüp dolaşıp geldiğim kapı olan Ay bile isteksiz teslim alıyordu günü benden ve ne zaman heveslensem sabaha; yüzü asık, boynu sol omzunda geri veriyordu bana.
Yalnızdım; bulutlar şehrin ışıklarıyla birlikte eğleniyorlardı. Gittiğinde şehrin elektriği; bana dönüp gülümsüyorlardı, inanıyordum. Hiç sevmemişler beni.
Yalnızdım çünkü ben bulutları aşıp ışığımı koymadım yeryüzüne,
Yalnızdım çünkü ben bencillik edip suratımı asmadım geceyi teslim ederken Ay’a.
Yalnızım çünkü Ay geçtiğinde önüme tüm hırsıyla, kızartmadım onu.
Kendi içime saçtım ışığımı, acıtırım diye onun canını.
Yalnızım çünkü boş veremedim geceyi de, bulutları da.
Ben yalnızdım çünkü kendimi hiç düşünmedim; varsa yoksa onlar mutlu olsundu.
Ben yalnızım çünkü gidip aydınlatmayı bile düşünmedim başka diyarı hiçbir zaman.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here