Kaçıncı biramdı bilmiyorum, kaç dal sigara yandı sayamadım, bazılarına rüzgar ortakçıydı, bazıları birbiriyle yandı. Yalnızlık güzel şey de bazen çekilir gibi değil, bir kere daha kalan birasını içebileyim diye kayan yıldızda dilek tutmak zorunda kalmak dokunuyor yalnız…

Paran var mı? Eve bırakalım istersen seni?

+Niye abi, sende mi git diyorsun? Ver abi bir bira daha, bundan sonra yarım bırakacağı tüm biraların sonunu bugün onun için içeceğim ben. Kararlıydı.

-Çok yükleniyorsun be kendine…

+Var işte abi param, içimdekini söküp atacak kadar yok ama var işte, var kadar var, getir.

Eskişehir’deydi-k. O adamın acılarını ancak o şehir soğuturdu, izliyordum. Bulanık görüyordum ama farkındaydım, bende kovulacak gibiydim ama uyuyorum diye ses etmiyorlardı, uyumuyordum, düşünüyordum, uyusam unuturum, bir an bile aklımdan çıksın istemiyordum, zamanın ilerisinde ufacık bir ana denk gelen unutmuşluğu kabul edemezdim. Mıh gibi tutuyordum aklımda her karesini. Yine de adamı izliyordum, hem düşünüyor hem de izliyordum…

-Al sana güzelinden getirdim, bu benden olsun, sonra kalkıp gideceksin evine.

+Abi bana böyle afilli şeyler getirme bak, buna harcayacak param yok, bira getir, filtresiz olsun, sen getirmezsen ben alırım. Abi be, filtresiz içiyor o, kim bilir kimin yanında içiyor, içemez tamamını, yanındaki içmeden ben içeyim abi onun için, nolur be değiştir şu laneti.

-Dur be dur, bekle.

Kalktım, sallanıyordum, masa tahtadan, neresinden tutsam o da benle geliyordu yere, sanki her şey ayakta durmaktan o kadar yorulmuştu ki düşecek bir şey görmesinler. Masanın yanında tahta pencere vardı, nefes alamıyordum, alsam da şehir buz, içim yanıyor ama o soğuk havayı içime çektikçe daha çok canım acıyordu. Alkol kanıma karışmış, sigara dumanım bile bira, farkındayım ama eskisi kadar sayılmaz. Zor bela yürüdüm, ayağımda topuklu, kulaklarımda küpeler, saçlarım açık, tahtalara basa basa yürüdüm, durdum adamın karşısında, müsade istemeden oturdum. Filtresizleri tokuşturduk, çünkü bu işin adabı budur, ikimizde anlaşmış gibi masaya vurduk şişeleri, aklımızda olup masamızda olmayanlara vurduk, onlar için vurduk, ikimizde biliyorduk… 

-Al, bu son, içip kalkacaksın.

+Bekle diyorum, onun yarım bırakabileceği hepsini içeceğim abi…

-Sen niye geldin bu delinin yanına, bela mı az geldi? Git masana uyu, iki sarhoşu kaldırmaz bu tahtalar.

Sustum, masasına oturduğum adam bir şeyler geveledi, kendisi bile ne söylediğini bilmiyordu, mekanın sahibi de pes edip gitmişti, bizle uğraşacak hali yoktu, son uyarısı ortalığa kusmayın olmuştu, güldüm. 

içemezsin o kadar bira, kim bilir kimler içer devamını onunkilerin, kim bilir senle yaşamadığı hayatının devamını kimlere ayırdı, içme be, içeceksen kendine iç.

+Konuşacaksan kalk masadan süslü, kafam kaldırmaz seni.

Konuşacağım ama süslü dersen bozuşuruz. Küpelerimi çıkardım, o geceden sonra o küpeleri bir daha görmedim. Saçlarımı topladım, ben toplarken amma da uzunmuş ha saçların dedi sonra yine sevdiği kızın birasına yetişmek için hızlandı, güldüm. -Ben zaten ağlayamadığım yerde gülerim, ağlarken de gülerim, az güldürmüşler ne yapalım, şimdi ağlanacak halimize de gülüyoruz.- Topuklularımı da çıkardım, ayağımda fosforlu çoraplar, adam bakınca kahkaha attı, bende biraz utandıktan sonra açıklama yapma gereği duymadan, sigara yaktım. Oldu mu şimdi? Artık konuşma iznim var mı?

+Oldu süslü oldu, sevdim şimdi seni. Ne bu dert, kaçıncı sigaran o senin?

İkimizde berbat haldeydik, kafamızdan geçenler ağır geliyordu, taşıyamıyorduk, ben sağ koluma o ise duvara yaslamıştık başımızı.

Kaçıncı sigaramsa sigaram, ben sana kaçıncı biran o diyor muyum? Karışma bana. Ama başlayayım bir yerinden tamam, ‘olmadı’ sadece tek kelime bile yeterdi anlatacaklarıma ama adam o kadar ‘sen anlatırsan bende anlatırım’ anlamında bakıyordu ki başladım ortasından, başı ortası yoktu zaten, ne zaman oldu fikrim bile yoktu o sıra, ne kadar sürdü hatırlamıyordum, kronolojiyi umursamadım, zaten anlatsam da sabaha hatırlamayacaktı, hissettirdiklerinden başladım bende.

Olmadı ama çok olur gibi hissettim, beklediğim oydu inanır mısın, araba kullanacak diye içmediği birasını, o temkinli adamın birasını ben içerdim, o zamansız, mekansız kız bendim yanındaki. Ama olmadı, korktu biraz belki, hani bununla ne yapacağım diye düşünmüş olabilir, aldık başımıza belayı deyip kaçtı galiba, olmadı…

+Boşver be süslü, olsaydı belki daha çok üzülürdün. Sen de iç, onun tüm yarım bırakacağı biraları bugün, şerefeee.

Güldüm, tokuşturduk ve yine masaya vurduk, bu sefer o iki kere vurdu, neden diye sormadım, belki benim için vurmuştur… Artık sadece o da bana anlatsın diye değil, ağırlığını atmak için de anlatıyordum. Yarına nasılsa unutur, sadece kendi yükü kalır omuzlarına. -Aman almasın kimse benim yükümü, ben kaldırırım zaten, ne olmuş süslüysek yahu, yükü sırtlanamayacak kadar değil! Asıl mesele de yükünü hafifleteyim diyen insanların daha çok yük katması değil mi sayın okuyucu? Yükümü benden alma ama bana destek olmayacaksan da söyleme be, kırılıyorum! Neyse, konumuzla alakası olsada yersiz şeyler bunlar, yersiz şeylere tahammül etmek istemiyorum.- 

Yok içmem birasını onun, ben kendime içiyorum.

+İçmeden masaya onun için vuruyorsun ama süslü, o ne olacak?

O başka diyebildim sadece. Devam ettim, okudum abi, nasıl sevdiğini okudum başkasını, bana anlatsa inanmazdım ama okudum, o başkası var ya, o başkasına anlatır gibi anlatmış, o başkasını dünyalara anlatır gibi yazmış, ben okudum abi, ben o başkası kadar olmadım, ben o korkmadan nasıl sevmiş hepsini okudum, bak bu gözler var ya o yazı yazarken hangi kelimede yutkunmuş, hangi kelimede gözleri dolmuş hepsini gördü. Ama beni o başkası kadar sevmedi abi, beni niye sevsin ki o da haklı değil mi abi?

+Yapma be süslü, görsen daha kötü olurdu, okumuşsun yine. Bak ben biraz önce yanlarından geçtim, o uğursuzla arabada bira içiyordu be süslü, beni çok bira içiyorum diye istemedi, benden hiçbir şey olmazmış, sanki biz bir şey olmak istedik de! Peh! Ama onun kalan birası yine de benimdir, konuşturma beni süslü, içelim.

İçtik, sabaha kadar içtik, ben unutmayayım diye onun başkasına yazdıklarını tekrar ettim, unutmak istemiyordum, güzel sevebiliyorsa sevsin diyordum ama içimde savaşlar çıkıyordu, benim yüzüme kapattığı her cümlesi içime bomba olarak düştü o gece, tek tek. Kırgındım inceden ama beni neden sevmedin de denmezdi be, sevseydi o başkasının nasıl sevildiğini okumazdı gözlerim, başkaları güzel sevildiyse de ben sevilmemiştim. Ne yapacaktım? Beni neden sevmedin desem, küfürden hallice cümleler duyardım, vazgeçtim. Oturdum, içtim. 

Sabah uyandığımda geceki abi yoktu karşımda, mekanın sahibi dürterek uyandırmıştı beni, mendebur suratlı herif. Toparlandım kalktım, daha fazla bir yerden kovulmaya mecalim kalmamıştı çünkü, edebiyle gitmeli bazen insan. Tüm sokağı boyluca yürüdüm, geceki adam neredeydi, aklıma takıldı. Sonra hatırladım, ben uyuyakalınca süslü diye diye uyandırmıştı beni, param bitti ben gidip gerçekten yarım kalan birasını içeceğim süslü, yapayım mı sence demişti, benden onay istediğini hatırladıkça yerin dibine girmek istedim o an, çünkü onay vermiştim. O sarhoş halimle bile git elinden geleni yap diyerek birini daha yakmıştım belki de. Hatırlamak istemedim daha fazla, sokak da bitmişti. 

Düşündüklerim yeteri kadar ağırdı, sokakta beliren  insanlar hoşnut değildi benden hissetmekten fazlası vardı görüyordum, bende istemezdim orada olmayı ama şartlar işte. Şehri izleyen gözlerim içten içe bardaki abiyi arıyordu, ama nafile, vazgeçtim. Sokağın sonundan sola dönüp kendimi diğer sokağa bıraktım.

Tüm şehrin kafa radyosunda çalıyordu, benim kafa radyomda çalıyordu, dinle sayın okuyucu,
Kaan Boşnak ft. Beatmucit Ceyhuni – İp Salla

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here