Üç Yüz

Üç yüzü vardır insanın.

Birincisi herkese gösterdiğin, her gün takındığın, senin kimliğinle bütünleşmiş yüzün… Bilirsin işte! Kimliklerinde olan, adın söylendiğinde insanın hafızasında canlanan, sinirlendiğinde alnındaki karmaşayı, yorgun göz altlarını, güldüğünde yanağındaki boşlukları anlatan yüzün…

Bu yüz; yirmi dört saatini geçirtebilir insana. Bütün gün birinci yüzünü takınırsın ve rahatsızlık duymazsın. Mutlu eder seni. İçinde kopan fırtınalardan uzaklaştırır, patronunun suratının ortasına yumruk atmana engel olur, sevgilinle yatan kadını tek parça halinde bırakır. Dışarıya karşı çoğunlukla mantığını yansıtır. Birinci yüzüne bakarlar ve derler ki “Onu tanıyorum.”

Günün yorgunluğunu atmak için oturduğun bir barda alkol damarlarına karışmaya başladığı an birinci yüzün köşesine çekilmeye başlar. Sen fark etmezsin bile. Öyle yavaş, öyle ağır… Mantığın öyle yorulmuştur ki dinlenmek ister biraz. İzin istemez, gidiyorum demez. Sohbet etmek için ağzını açtığın anda

Bingo!

İşte karşımızda ikinci yüz… Seni birinci yüzünle görmüş, tanımış, sana bu yüzü bir deri gibi giydirmiş insanlar yavaş yavaş aralanan içinin kapılarını görür aslında. O güç timsali kadın kaybolur bir anda. Yerini küçük bir çocuğa bırakır. O kalkık çene yavaşça alçalır. Bulutsuz gözler buğulanıp, sulanır. Beklentilerin çıkar ortaya. Biraz anlayış, biraz şefkat, belki biraz sevgi… Belki koca bir aşk! Belki bir evlilik teklifi? O an en çok hangisine ihtiyacın varsa en çok onun yokluğu yakar canını. Ama ihtiyacını duyduğun şey asla bir bilgisayar olmaz. İhtiyacın; duygudur. En güçlü nefretlerini bile o an hissedersin.

Dedim ya! Duyguların etrafını tam bir daire olarak sardığında artık özleminle, sevginle, korkunla ve nefretinle baş başasındır. Mantığını yoklarsın; elin boşluğu kavrar. Gitmiştir çünkü. Sen artık pişmanlıklarını anlatıyorsundur. Belki kedini nasıl sevdiğini… Belki lisedeki okulun en yakışıklı çocuğunu nasıl tavladığını… Karşındakinin bilmemesi gereken her şeyi bu evrede bir bir anlatırsın. Bu senin gardını indirmiş yüzündür. İnsanlar hiç görmemiştir ve görmeye başladıkları an gözlerinde değişirsin.

Bundan emin ol! Bir adama ikinci yüzünle ne anlatırsan anlat bu seni onun gözünde korkunç birine çevirir. Çünkü erkek senin gibi anaç değildir. Göğsünü ağlaman veya dinlenmen adına açmaz sana. Ne için açacağını ssen çok iyi biliyorsun zaten.

Sonra üçüncü yüzün… İşte bu en tehlikelisi! Yazması bile zor, anlatması, kendine itiraf etmesi…

İçtiğin içkinin artık tadını alamadığın, su niyetine içilen kısmı var ya, böyle seni ayağa kaldırmayanı, umursamazlık algını ortaya çıkaranı… O kısımda ortaya çıkar üçüncü yüz. Genelde o sırada yalnızsındır ve henüz uyumamışsındır. Makyajını çıkarırken aynada kendinle göz göze geldiğin kısmıdır. Bir saniyeliğine kendine kim olduğunu sorarsın. Cevap alamazsın genelde. Yani ben pek alamadım. Cevap alamayınca da şu sorular takip eder: “Ne istiyorum? Ne yapıyorum? Neler yaptım? Allah’ım bunu neden yaptım? Bunu hangi aptal yapar? Yine mi tutamadım kendimi? Neden bu kadar güçsüzüm? Neden ilerleyemiyorum?”

Bunlar sadece hatırladığım sorular. Ama merak ediyorsan eğer bir sonrakine her bir sorumu not edebilirim.

Üçüncü yüz; varlığından bile haberdar olmadığın yüz… Sırat köprün orası işte. Kıldan ince bir köprüdesin. Sağın solun yanlışların, hataların dolu. Sana göre yanlış, sana göre hatalar… Doğruya adım adım gitmeye çalışırsın fakat her sendelemede kendini o hatalardan birinin içinde bulursun yine.

O noktada iki seçeneği var: Milyon kez deneyip aynı hataların içinde yüzdüğünü bile bile sana göre doğru olana gitmeyi tekrar tekrar deneyecek misin yoksa kaybettiğini kabullenip pes edecek misin?

Bunu başından savuşturamazsın. Bir karar vermek zorundasın. Denemeye devam edip yeniden düşmek ama bu kez daha güzel düşmek mi istersin yoksa hatalarının arasında boğulmak mı?

Bir sır vereyim mi?

Ben tekrar tekrar deniyorum. Sürekli düşüyorum hatalarımın içine ama yılmadan yine yürüyorum o ipte. Sonsuz bir döngüde tekrarlıyorum bunu. Her defasında bir öncekinden daha güzel düşüyorum ve bir şey düşünüyorum:

Ya günün birinde hiç düşmeden tamamlarsam o ipi? Günün birinde kendi doğruma ulaşabilirim. Bunun için binlerce kez daha hatalarımın içine düşmeyi de göze alabilirim.

Üçüncü yüzüne düşman olma, görmezden gelme. Çünkü o var. Belki bugüne kadar görmedin ama bir gün çıkacak karşına. Üçüncü yüzüne sırtını dönmek demek içinle olan bağını kopartmak demek. Çünkü orası senin itirafların, kendine bile söyleyemediklerin. en büyük arzuların, en çılgın korkuların ve bilmediğin en büyük nefretlerin…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here