Koparmaya kıyamadığım bir çiçek vardı uzak bahçelerde. Günlerce, aylarca düşünüp durdum;
“Onu nasıl getirebilirdim kendi bahçeme?” Bulduğum gibi diri, saf ve hiç incitmeden…
En güzel toprak elimdeydi; benim sunabileceğim en güzel toprak sevgimden ibaretti.
Yanıma bir kap aldım; yetecek kadar su doldurdum bağladım belime. Toprağım boldu hep. Koştum; uzun sürmedi hiç hemen vardım yanına. Narindi, incecikti. Ona güzel davranmayıp incitirsem; kendimi asla affetmezdim, mis kokusu giderdi bir kere. Her şeyi olan mis kokusu…
Dönüşüm nasıl mı oldu? Biraz zor… Bazen suyum bitti çölün ortasında dua ettim su için, onun için. Vaha belirdi karşımda hep. Toprağı benden, suyu ondan olan vaha…
Minicik çiçek! Gözlerimin içine nasıl da bakıyordu, benim için susuzluğa nasıl dayandığını bir görseniz… Ah! İşte benim kendimi toparlamam için gerekli tek şey; o. Vardım; ona bahçemi sundum masumca Ne kadar sevdi bir bilseniz… Yeminler olsun sevmese, onu istediği yere geri götürürdüm. Ama sevdi bir kere; ben karışmam. Akar su koydum bahçemin yanına. Bir ağacın dibindeydi kaynağı; çok yukarılarda. Biliyordum; sadece toprak yetmezdi çiçeğe, su isterdi çiçek ve aşıktı aydınlanmaya. Yastık attım yanına uzandım çiçeğin, boynunu bükerdi gecelerce ve destek olurdum; ağrımasın boynu.

Bahçemin en güzel yerini ona vermiştim; daha güzel kokanı yoktu artık, burnum bu savaşı kaybetmişti. Kokusu her şeyiydi dedim ya, başka bir şey beklemiyordum çiçekten ama o bana verdi. Şunu söylemedim değil mi? Çiçek öylece bir çiçek değildi; papatyaydı o. Tek yaprağını koparıp bana dedi ki                                                                                      “Seviyor.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here