Şafak: Bilinmiyor

Evden çıkmadan önce takvime baktım; her zamanki gibi. Kasım 8, yılın 312. günü… Ömrümün bilmem kaçıncı senesini doldurmak için biriken günlerden biri… Sokağa çıktığımda sert bir rüzgâr çarptı yüzüme. Rüzgâr, dallarından yeni kopmuş kuru yaprakları peşim sıra sürüklüyordu. Köşeyi dönecektim birazdan; beni semtin ve şehrin ana damarlarından birine ulaştıracak caddeye çıkmak için. Bu köşenin nereye çıkacağını biliyorum; tıpkı bu semtteki neredeyse bütün köşeleri bildiğim gibi. Oysa sorsalar; bilmemeyi tercih ederim belki. Bazen sokaklarında kaybolmak istediğim bir semt burası. Kaybolmak; yani biraz korkunun altına gizlenmiş küçük bir heyecanla sokakları arşınlamak… Fakat bunu yapamayacağımı biliyordum zira kaybolmak denen eylem bilmediğimiz bir yerde gerçekleşir. Bense bu semtte kaybolamayacak kadar tanıyorum burayı.

Bu semtin ve belki de bu şehrin en uzun caddelerinden birinde yürüyeceğim birazdan. Bu caddenin olduğu toprakları belki Bizanslılar belki Yeniçeriler arşınladı benden önce. Çoğu zaman ne aradığımı bilmeden yürüdüğüm bu caddede, onlar ne aradıklarını biliyorlardı belki benim aksime ve bu yüzden önünden geçtiğim su kemerini, camileri ve surları inşa etmişlerdi. Bıraktıkları bu eserlerin sadece dünya tarihinde değil; benimle birlikte milyonlarca insanın kişisel tarihinde de iz bırakacağını, her gün genelle özelin birbirinin içinde farkında olmadan eriyeceğini de biliyorlar mıydı acaba?

Hayatımın farklı evrelerine tanıklık etmiş bu caddede biriken, hatırlarken yaşadığımı hissettiren anılar gelecek gözlerimin önüne; orada yürürken. Bu caddedeki hayallerim, kavuşmalarım, ayrılıklarım… Burada bir park, şurada bir kafe, orada bir okul, hatta komik isimli bir sokak… Ama en çok da bu caddedeki bitmeyen arayışım… Birini arayarak başlayan bu arayışın zamanla bambaşka bir şeye dönüştüğünü fark edeceğim belki yine. O’nu ararken aslında neyi arayarak burada yürüdüğümü, bu sokakları aslında ne uğruna öğrendiğimi soracağım belki. Biraz şanslıysam; bilge görünümlü birisiyle kesişecek yolum. Aklar düşmüş sakalını okşayarak masallardaki gibi; bu yolu hayat yolu yerine koyduğumu söyleyecek. Anlamayacağım başlarda ne dediğini; “Yaşlılıktan, bunaklıktan saçmalıyor.” deyip gülerek geçeceğim yanından. Sonra, belki biraz zaman geçtikten sonra ne demek istediğini anlayacağım. O zaman daha sert, daha sağlam basacak mıyım bu kaldırım taşlarına? Aradığımdan emin ama bulduğumdan her zaman şüpheli koparacak mıyım takvimin yapraklarını? Belki… Belki de bunların hiçbiri yaşanmayacak. Birazdan bu köşeyi döndüğümde rüzgâr ardından yağmuru getirerek yıkayacak şehri; sanki arınabilirmişiz gibi. Öyle ya! Sonbahar bu, ne olacağı belli olmaz. Kafamda bunlarla köşeyi dönerken, semti yeniden keşfetme isteği doğdu içimde birden. Hiç bilmiyormuşçasına yürüyecektim ve kaybolduğuma inandıracaktım kendimi. Eve döndüğümde bir çentik daha atacaktım; bilinmeyen şafağa gün sayarken.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here