Makes Hanım Meselesi / Mavi

Hiç uyumamış gibi uyumuşum, hiçbir şey düşünmeden, hemde bir bar masasında, saat kaç, aha telefonum yok! Neyse zaten önemi de yok, önemli olan yazanının olması, zaten fazlalıktı bana, 80’lerde doğmalıydım ben böyle teknolojik olaylara hiç girmemeliydim, oysa tüm yanlışların tam ortasında bekliyorum öylece, yanlış zaman, yanlış topraklar, başkasına göre büsbütün yanlışım zaten, bir de adım, adım yanlış, Zeynep olsaydım bari…

      Hangi şehirdeyim yahu, tüm konseri de kafamın içinde vermişsiniz, sağ olun, niye karşımda kimse oturmuyor, yahu boşluğu bile iki tane görüyorum ben!
      Bir yerinden tutunup geceyi bitireyim en iyisi diyordum, kalktım, gözüme ilişen aidiyet hissettiğim her şeyi topladım, yarım biramı da aldım, yarım kalmasını sevmem, sırf yarım kalmasın diye dökerim bile ama yarım kalsın istemem. Merdivenlere yöneldim, bu merdivenlerde benden sonra bu kadar dik durmaya başladı herhalde, sende dur, sen bile dik dur karşımda, aman eğilip bükülmeyin sakın! Sitemkardım, merdivenle bile kavga edecek kadar hemde. Çıktım gökyüzünün altına, yıldızlar olması gerektiğinden de fazla güzeldi, hayalimdeki şehirdeydim, tüm hayallerimi omzuma bir bir yıkan şehirdeydim, en güzelini de, en dibini de gördüğüm yerdeydim. Ara sokaklar tüm sarhoşların yanından geçiyordu, herkes o denli unutmak istemiş işte. Bir köşede bir çocuk ağlıyordu, dokunmadım, ağlamasına bile izin vermemişler gibi ağlıyordu, ağlasın, mendil dahi uzatmadım, ağlarken mendil uzatılmak da çok saçma, bırak ağlayayım işte mendili nereden çıkardın şimdi, bırak aksın gitsin işte, müsaade et de bir ağlayalım…
       O kadar hafiftim ki, yolum denize çıkıyordu, bu cümlemden İzmir’de olduğumu anladın sayın okuyucu biliyorum, bende o an anladım zaten, öyle soğuktu öyle soğuktu ki insanlar o kadar sarhoştu ki Ankara’dayım sandım ama değil, yıldızlar İzmir gibi parlıyordu. Denize indim, kıyıda iki adam vardı, yürüdüm, yalnız kalmaya tahammülüm yoktu o gece, kimi tutsam ona çıkacaktı biliyordum ama yalnızlığa tahammül edemeyecektim. kötü senaryolar yazarak devam ettim yürümeye, en sonu ya öldürürse adam beni oldu, korku hissetmedim, bu kadar öfkeli biri öldüremezdi, yaşamıştım. Adımlarım sıklaştı, birama biraz daha eklendi sağdaki kadından, sigaram eksildi karşılığında, gülümsedim. Yaklaştıkça adamlardan biri kayboluyordu, zaten tek kişiymiş yahu, gözlerim net görmüyordu ama cümlelerim net olacaktı, biliyordum. Orta boylarda, ondan yaşça daha büyük, elindeki şarabı yırtık bir gazete parçasına dahi sarılmayan bir adamdı. Arkasında durdum, küfür ediyordu, ağza alınmayacak küfürleri ağız dolusu düzene karşı ediyordu. O ettikçe ben içiyordum, beni fark edene dek.
+ Ne arıyorsun lan burada?
       Ne diyeceğim ki şimdi, demedim bir şey içtim bir yudum daha, baktım ıslak her yerim, üstüm başım bira, neyse yahu, neyse ne yahu, abi biraz daha sakinledi, anladı benden bir nane olmayacağını, birasını bile düzgün içemeyen biriydim nasılsa…
      
+ Bir de sen çıktın başıma şu yağmurda, konuşsana be, dilini mi yuttun, dilsiz misin?
      Yok abi dilsiz değilim de bana da kızarsın diye konuşamıyorum, oturalım mı kıyıda biraz, dertleşmeye ihtiyacım var benim… 
 
      Tuttu beni kolumdan iteleye iteleye oturttu ıslak taşa, söyleniyordu içinden, ne var bu kadar içecek diyordu duyuyordum. Düşmeyeceğime emin olmak için, “atlamazsın umarım, başıma iş açma!” dedi. Kafamı salladım ayaklarımdan saçlarıma kadar. Zaten ayaklarıyla saçları arasında sıkışmış biriydim hep, ara ara böyle nefes alıyordum. Ayaklarım denize değecekti az sonra, ayakkabılarımın düşmesinden korkuyordum, tek hissettiğim korku buydu evet, çıkardım yanıma koydum. Adam bana bakıyordu anlam veremedi…
 
+ Ulan ıslak taşa oturttuk da ayakkabılarını da çıkarırsan hastane hastane gezersin yarın benden söylemesi, ne biçim birisin be sen…
      Neyim ne biçim abi ya, demesene öyle, tamam Bedirhanla Suphi mükemmeller abi biliyorum ben değilim, tamam Müzeyyenle Ruhzar da mükemmel ama ben değilim abi, bende biliyorum benden bir bok olmaz. “Çok sigara içiyorsun, bu ne lan her gün alkole düşüyorsun, çok hastasın, yapma.” Abi ben bunları duyuyorum zaten ama kaçırdıkları bir yer var, zaten çokum ben. Benim her şeyim çok, hissettiğim tüm yarım kalanları böyle tamamlıyorum ben, çok oluyor. Çok içim ağrıyor abi be, çok dağılıyorum, bu sefer hiç bilmediğim türden dağılıyorum…
     
+ Ne? Bedirhan, Suypi, Ruh, Ruhi…? Ne dedin lan, hiçbir şey anlamadım ki şimdi…
       Abi Müzeyyenle Ruhzar evdeki tablolarım, Bedirhanla olduğum zaman da yanımızdaki 3. kişi hep Suphi’dir. Bunun önemi yok abi hepsi mükemmel işte… Beni onaylar gibi ‘hakikaten senden bir bok olmaz’ bakışı attı abi, gülümsedim. Onu incelemeye başladım, eli yüzü düzgündü, sakalları vardı, bu yeterdi eli yüzü düzgün olmasına, her şeyi o da ulu orta yaşıyordu ben gibi, şarabını gazeteye sarmamasından belliydi. Biraz önceki sinir harbinden üstündeki kazağın yakasını biraz yırtmış, gözleri güzel bakıyordu, acı kokuyordu, bir de ellerinde sigara yanıkları vardı. 
 
      İki dakikayı aşmayan suskunluğumuzu birden bağırarak sonlandırdı abi, elindeki şarabın da desteğiyle. Küfür ediyordu, deliler gibi bağırıyordu, arada bana sen de küfür et rahatlarsın diyordu, korkmadım, şaşırmadım bile, herkesin acı yaşama tarzı farklıydı elbet, bunu daha önce öğrenmiştim.
 
+ Benim adım Mavi. Sen bana Mavi de. Ulan mavilerimi aldın gittin, git ulan ben bu denizin başında beklerim gelmeni, batırmam seni ulan! Sonrası küfür… Aldılar mavimi, mavimden önce de annemi aldılar, ben o kadından önce bir tek annemi sevmiştim, ulan aklım almıyor nasıl ikisini de aldılar benden, nasıl ikisini de söktüler de içime kocaman anıları ektiler. Aklım almıyor, bir tek şu şarabı içince onlarla oluyorum, gerçeklerden kaçmak diye bir şey var, bana şu şarap öğretti, tükeniyorum, yokluklarına kızıyorum, beni burada bırakmışlıklarına sinirleniyorum, sonra yine çok seviyorum, özlüyorum be…
Sonrası yine küfür, denizin dibine dibine küfür…
       Benim mavilerimi aldılar deyip şarabından içti. Onun şarabı, benim biram bitmişti. İkimizde baktık birbirimize, param yok dedi, hissetmiştim, çoktan kartımı uzatmıştım ona. Şaşırdı biliyorum, almadı. Mavi abi, güvenimizi tüketen bu düzene inat güveniyorum ben sana, tüketmelerine sende izin verme e mi? Al hadi. Gitti, aldı, geldi, oturdu. Yolda açmıştı şarabını, bana da şarap almış, şarap içmemi uygun görmüş. Yaşadıklarına hiçbir cümlem yoktu, onu anladığımı anlasın istiyordum, söküp almak istedim acısını, yapamadım. Sadece, abi be benim de annem öldü, yaşıyor ama bana ölü, diyebildim. 6 yaşındaydım o an saçlarımı karıştırarak sevdi beni, oradan anladım yaşımı. Sende bana Zeynep de abi bari, gerçek adımla yaşadığım hayattan pek bir şey görmedim, artık ben Zeynep’im. Güldü, aferin kız, sevdim bunu, dedi. Bende gülüyordum ama gözlerimden yaş akıyordu.
 
+ Zeynep be seni hiç güzel sevememişler, zorlama, dur, nefes al, gözlerinde bulutun renginin solduğunu görüyorum, yağmurdan biliyorlar, yazık… Zeynep tek taraf hiçbir işe yaramaz, kendine edersin abicim, şu elindeki yanan sigaradan bir farkın yok, baksana. Sevgi tekken öldürmez de yaşatmaz da. Kaos bu Zeynep. Delirtir adamı, o oğlan çocuğunun gözünün gördüğü yerleri bile kıskanırsın sonra Zeynep, karmaşa çıkar aklınla kalbin arasında. Dağılırsın bu savaşta Zeynep. İç Zeynep.
İçtik.
       Abi biliyor musun? Ben senin bile nasıl küfür ettiğini biliyorum artık ama onun bilmiyorum, sabahları nasıl işe gitmek için uyandığını bilmiyorum, bazı şeylerini biliyorum abi mesela her hissettiğini biliyorum sanıyorum ama sanki hiçbirini de bilmiyorum. Göğe bakışını bir kere gördüm, nasıl sinirlenir görmedim abi, nasıl güler hatırlamıyorum, sesi aklımda abi bir tek. Ama bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum, tekrara taktım sesini, her sabah kafamda dönüyor abi. Hiç konsere gitmedik abi ama yolda bile nasıl sahipleniyor gördüm, abi mesela hiç iki kişi olmadık onunla, hiç 36 saat geçirmedik mesela. Abi be… Yaşanmayanlara rağmen öz… Sustum bir süre, titreyen sesimi toparladım, devam ettim. Abi ben sana anlatıyorum ya şimdi, ben aslında ona anlatıyorum, abi ben hiçbir şeyi ona anlatmak kadar sevmedim. 
+ Hakikaten senden bir bok olmaz ha demedi deme. Umut lan bu sendeki. Umut öldürü…
       Abi sus.
 
+ Öldürür. Öldürmez de yok eder seni. Umu…
       Abi sus be, oyma içimi. Hiçbir şey ettiğim yok. 
 
+ Neye gülüyorsun lan?
      Bu sefer bende denize denize küfür ediyordum. Mavi abi biraz şaşkın. Ben gülüyorum, ayaklarıma da dalga çarpıyor, sırılsıklamız. Düzeninden tuttuk, olamadığımız her şeye küfür ediyorduk. İçimizdekiler somutlaşıyordu sanki, o kadar ihtiyacımız vardı ki somutlaşmaya. Mavi abiyi zaten dağıtmışlar, elinde olanın son zerresine kadar almışlar. Mavi abi herkese öfkeli, dinmez öfkesi… Ne kazanma lüksü var, ne kaybetme, o da şarabı seçmiş işte…
        Abi dedim gülerek. Aldım geçen gün telefonu, aradım ama açmasın diye dua ettim abi, hep derim zaten bu çocuk insanı Allah’a inandırır diye, neyse abi konumuz o değil. Zaten en açmayacağını hissettiğim dakikada aradım, açsa cümlem yok ne diyecektim ki. Öyle bir adımı söyleyişi vardı en son, sinirli sinirli nefes alışı vardı, abi insan adını duymak istemez mi bir daha? İstemedim. Öyle bir söyledi ki adımı ben içimdekileri anlatmaya çalışırken, bak şuradaki ışıklardaki çocukları itiyorlar ya arabalarını kirletmesinler diye, tam o itilmişliği hissettim abi. Yutkundum… O da açmadı zaten… Bende numarasının son rakamının bir önceki ve bir sonraki olan iki numarayı aramaya karar verdim, aradım da. Onu anlatacaktım, ikisi de açtı abi, iki numara da cevap verdi bana, ikisine de anlatamadım tabi, muhtemelen deli sandılar, kapattım bende. 
 
+ Ne yaptın, ne yaptın? Kızım sen iyice saçmalamışsın. Bu çok saçma…
        Biliyorum çok saçma ama açsaydı ne yapacaktık abi? Çok kötü olurdu abi, sesini duysam acıdan öldürürdük birbirimizi belki, niye aradım bende bilmiyorum, sorma Mavi abi. Ben üzülmüyorum ki abi hiçbir yaptığına, ben yaşayamadığım mutluluğa üzülüyorum, fragmanıydı sanki bu filmimizin, bak hep gülümsüyorum, içimde kocaman bir heyecan var görüyor musun? Abi ben birinin ilk defa Makes Hanım’ı oldum galiba ya da kimselerin Makes Hanım’ı olamadım, bilmiyorum çok sarhoşum, yarın düşünürüm bunu da.
+ Lan dur Zeynep uyuma, uyuma Zeynep korkuyorum bak.
       O gecenin sabahı küçük bir dükkanın önünde, gazetelerin üzerinde dolaba yaslanmış buldum kendimi. Mavi abiyi hatırladım üstümdeki kazağı görünce, üstündeki kazağı bana giydirmiş, beni o köşeye yatırmış, basmış gitmiş. Hesaplaşmasına devam etmesi gerekiyor onun, biliyorum, kızmadım hiç. Sevdim ben Mavi abiyi, beni dinledi ya o yetti bana sayın okuyucu, dinlenmek yara bandını yapıştırır, yaranı kurutur, “Bu acıdan kurtuldum, sadece omurgamda gururla izini taşıyorum” deme şeklim benim, bunu unutma e mi sayın okuyucu?
       Yaşanılmamışlara yazılmış Makes Hanım meselesini oku ve dinle istiyorum sayın okuyucu, benim kafa radyomda ziyadesiyle çalıyor günlerdir;

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here