Kurucu: Yeni Düzen (1.Bölüm)

Gökyüzünden gelen güçlü uğultuyu duyduğunda kafasını kitabından hızlıca kaldırdı. O an gözüne duvardaki saat ilişti. Saatin 15.48 olduğunu görebilmişti. Normal hayatından hatırladığı son şey de bu olacaktı. Adeta herkesi sağıra çeviren o uğultu; yeni bir dünya düzeninin başlangıcı olacaktı. Victoria elinden kitabını düşürmüştü, Haruki Murakami’nin ‘A Wild Sheep Chase’ kitabının siyah kapağı suratına bakıyordu. Sanki kitap tüm bu olanlara anlam vermeye çalışıyordu. Bu birkaç saniyenin ardından akıl almaz bir patlama sesi duyuldu; belki de şehirdeki tüm camlar paramparça olmuştu. Hayır, daha fazlası olmalıydı. Victoria yüzünü kapatan saçlarını eliyle dağıttı ve neredeyse bir dakika boyunca yaptığı tek hareket de buydu. Donup kalmıştı, neler olduğunu anlayamıyordu. Yavaşça olduğu yerden kalktı ve dışarıdan gelen kırmızı ışığı fark etti. Düşündüğü şey oluyordu. Londra’ya çok güçlü bir bomba atılmıştı. Hayır, bu bir terör saldırısı veya öyle bir şey değildi. Bomba gökyüzünden düşmüştü, patlamadan önce gelen uğultuyu ancak bu açıklayabilirdi. Victoria yere düşen panjuru çiğneyerek ve camlara basmamaya çalışarak kafasını dışarı çevirdi. Şehrin üstünü gri ve siyahın karıştığı bir bulut kaplamıştı bile. London Eye’ı gören evi artık sadece bir harabe yığınını görüyordu. Gökyüzü kırmızı bir renk almıştı, görünen tüm binalardan alevler yükseliyordu. Araba alarmları ve çığlıkları o an fark etti; daha önce bu sesleri duymamıştı bile. Kulağında bir işitme kaybı mı vardı yoksa yaşadığı şok her şeyi bastırmış mıydı; bunu bile anlamıyordu. Ama şu an duyduğu kesindi ve daha fazla bunu düşünmemeye karar verdi. Gidip insanlara yardım etmeliydi, o bir doktordu. Daha önce “Sınır Tanımayan Doktorlar” ile beş yıl Afrika’da çalışmıştı, şimdi kaçacak değildi.

Hızlıca üstünü değiştirdikten sonra Victoria çantasına yarısı içilmiş bir su, evinin anahtarları ve yıllar önce ona Afrikalı bir çocuğun eliyle ördüğü cüzdanını koydu. O cüzdana ne zaman baksa, içini büyük bir huzur kaplıyordu. Ama bugün daha farklıydı. İçinde duran o büyük huzursuzluk kolay kolay gidecek gibi değildi. Arabasının sağlam olduğunu görünce şaşırmıştı ama sokağa birkaç saniye bakınca buranın iyi durumda olduğunu gördü. Hızlı adımlarla patlamanın olduğu tarafa yöneldi. Bu yaşananların kötü bir kabus olduğunu umuyordu hala ama gerçek olduğundan emindi. Patlamaya yaklaştıkça yıkımın büyüklüğünü daha iyi kavrıyordu; sanki gökyüzü alev almıştı. Her yer kırmızı ve ateşler içindeydi. İtfaiye ve polis ekipleri tüm hızlarıyla patlama alanına ilerliyordu. O an yanında bir polis arabasının durduğunu gördü: “Bayan, hemen evinize dönün ve bir açıklama yapılana kadar lütfen dışarı çıkmayın!” diye seslenmişti görevli memur ona. Sesindeki panik ve gerginlik çok rahatlıkla okunabiliyordu. Victoria elinden geldiğince sakin bir şekilde ona doktor olduğunu ve daha önce de zor şartlarda çalıştığını söyledi; yardım edebilirdi. Memur birkaç saniye duraksadıktan sonra ona arabaya binmesini işaret etti, Victoria arabanın arka tarafına binmişti. Araçta üç kişilerdi. Kimse sesini bile çıkaramıyordu, herkes çok gergindi. Victoria o an inanılmaz serinkanlı davrandığını fark etti, bir terslik vardı, kalbinin içinde en ufak bir korku bile yoktu. Afrika’ya gönüllü giderken bile daha büyük bir korku vardı içinde. Serinkanlılığını korumaya çalışarak polislere neler olduğunu bilip bilmediklerini söyledi. Daha önce onu uyaran polis şu an araba sürüyordu ve elinden geldiğince yola odaklanmış durumdaydı. Bu yüzden en ufak bir tepki bile vermemişti. Yolcu koltuğundaki polis bir süre bekledikten sonra, “Bildiğimiz tek şey Amerikan ordusuna bağlı bir uçağın hava sahamıza giriş yaptığı. Merkeze alçak uçuş yaptığının ve şehirde panik olabileceğinin haberi verilmişti. Müttefik bir ülkeye bağlı olduğu için hava savunma sistemimiz onlara karşı etkinleşmedi. Henüz jetlerimiz onu durdurmak ve hava sahamızdan çıkmaya zorlamak için kalkış yapmıştı ki üç yeni jet ülkenin güneyi, kuzeyi ve doğusundan hava sahamıza giriş yaptı. Ardından ilk giriş yapan uçağın aslında fark ettiğimiz uçak olmadığını anladık. Bir bukalemun uçak yarım saat önce ülkenin batısından sınırlarımıza giriş yapmıştı bile. Ama onu ancak Londra sınırına geldiğinde fark edebildik, o andan patlamaya kadar sadece bir dakika on iki saniyemiz vardı. Tüm hükumet yetkililerini ve kraliçeyi uçağın olası rotalarından çıkarmaya yetecek bir süreydi. Ama şehri tahliye etmeye vaktimiz yoktu ve bunun ne olduğunu tam olarak beklemiyorduk. Kimse böyle bir patlama ihtimalini tahmin bile edemezdi.” dedi. Victoria tüm hikayeyi nefes bile almadan dinlemişti, kendini bir aksiyon filminin içinde gibi hissediyordu. Hala daha olanlara anlam veremiyordu. Nasıl olabilirdi de Amerika Londra’ya bir bomba bırakabilirdi? 27 Ekim saat 15.48’de dünyanın tamamıyla değiştiğini düşündü Victoria, çok da haklıydı. Artık gizli her şeyin ortaya çıkma vakti gelmişti ama Victoria bu olaylarda tahmin ettiğinden daha fazla yer kaplayacaktı.

Polis arabasında yaklaşık beş dakika gittikten sonra patlamanın merkezine en yakın olabilecekleri noktaya varmışlardı. Merkezde oluşan yangın henüz kontrol altına alınamamıştı. Bir süre daha da alınabilecek gibi değildi. Victoria yolcu koltuğundaki polis ile beraber arabadan indi. Diğer polisse arabayla patlamanın doğu kanadına doğru gidecekti. Victoria Londra’nın neredeyse en batısında oturuyordu. Victoria hızlıca etrafına bakmaya başladı. Yardıma ihtiyacı olan birileri olmalıydı ve görmesi çok da uzun sürmeyecekti. Birçok ambulans bölgeye gelmişti ancak doktor yetersizliği vardı. Hemen ambulansların olduğu bölgeye gidip oradaki polislere doktorluk kartını gösterdi. Gördüğü ilk şey sol kolunun altında oyuncak ayısını tutan bir kız çocuğu oldu. Kıza ilk bakışında bir sadece korkmuş bir kız çocuğu gibi duruyordu ama dahası vardı, artık sadece sol kolu vardı. Yüzünün sağ tarafı tamamen kan içindeydi. Victoria hemen yanına koştu, hemşirelerden birine kıza hiçbir doktorun bakıp bakmadığını sordu ama aldığı yanıt onu şaşırtmadı. Hemşire hiç doktor görmediğini söyledi. Birilerinin bir saat içinde geleceğinden emindi, muhtemelen hastaneler de dolup taşıyordu. Ama olay yeri müdahalesi çok önemliydi, bunu çok iyi biliyordu. Hemen işe koyulmalıydı, hemşireyi de çağırarak küçük kızın yanına gitti. Her şeyden önce onu sakinleştirmeliydi, kanaması basit bir şekilde durdurulmuştu ama kesinlikle yeterli değildi. Daha büyük bir müdahale gerekiyordu ve bunu ambulansta yapmak imkansızdı. Victoria gittikçe serin kanlılığını kaybetmeye başlamıştı. Hemşireye en acil hastaları üçerli gruplar halinde hastaneye sevk etmesini söyledi ve bir polis memuruna da bu emri verdi. Olayları kontrol altına almaya çalışıyordu. Şu an burada herhangi bir yetkili sıfatında kimse yoktu. Ülkenin tüm yetkilileri patlamadan önce tehlike alanından çıkarılmıştı ve bir süre buraya gelmeyecekleri aşikardı. Victoria rütbeli bir polis memuru ararken bir banka oturmuş patlamanın oluşturduğu devasa çukuru ve alevleri izleyen bir kadını fark etti. Garipti. Kim neden böyle bir şey yapıyordu? Kadının baktığı yöne bakınca patlamanın ne denli bir hasar oluşturduğunu daha iyi gördü. London Eye yok olmuştu, etrafındaki binaların üzerine çökmüş ve büyük bir hasara yol açmıştı. Deprem zamanlarında toplanılması için bırakılan boş araziler dışında her yer yok olmuştu adeta. Yarısı ayakta duran bir gökdelen, alevler içindeki apartmanlar… Etrafta koşuşturan yüzlerce görevli personel ve bombanın açtığı devasa çukur… O an içinde bir his uyandı; bu göreceği son patlama olmayacaktı, korkuyordu. Herkes gibi o da korkuyordu, belki de insanoğlu sonunda kendi sonunu yazmaya başlamıştı. Dikkatini tekrar o kadına vermişti, siyah paltosu ve siyah güneş gözlüğü dışında hiçbir şeyi dikkatini çekmemişti. Kadın oldukça soğuk duruyordu, sanki olanlar hiç umurunda değilmiş gibiydi. Yanına gidip onunla konuşmak istiyordu. Victoria bugün hayatı boyunca asla yapmayacağı her hareketi yapıyordu. Kendini yine frenlemedi ve kadına doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Kadının onu fark etmesi çok uzun sürmedi. Victoria’ya birkaç saniye baktıktan sonra yavaş bir hamleyle yerinden kalktı ve arkasında duran ara sokağa girdi. Bu hareket Victoria’ya oldukça saçma gelmişti ama kendi daha saçma bir hareket yapacaktı, onu takip etmeye karar verdi. Sanki zihni onun elinde değildi. Asla cesaret edemeyeceği bir şey yapıyordu. Merakı ilk kez bu kadar baskındı kararları üzerinde Victoria ara sokağa girmişti kadının yavaş adımlarla ilerlediğini gördü ve ona seslendi: “Hanımefendi bir saniye bakabilir misiniz acaba?!” Tepki alamamak onu sinirlendirmişti tekrar bağırdı “Size sesleniyorum siyah paltolu bayan, lütfen ben bir doktorum ve burada yardıma ihtiyacımız var!” Bunun ardından siyah paltolu kadın olduğu yerde durdu. Victoria onun durmasıyla beraber istemsiz bir şekilde olduğu yerde kaldı ve yürümeyi bıraktı. Tam o an da ne kadar aptalca bir şey yaptığını fark etti ve tüm vücudunu saran korkuyla yüzleşti. Titriyordu ve içinden kaçmak geliyordu. Şöyle bir arkasına baktı, rahatlıkla polislere sesini duyuracak mesafeye gelebilirdi. O yüzden beklemeye karar verdi. Belki de kadın sadece sıradan biriydi ve ona yardım etmek isteyecekti. Saçma paranoyalara gerek olmadığına kendini inandırdı. Yüzünü tekrar kadının olduğu tarafa döndüğünde kadın neredeyse onun dibindeydi. Victoria istemsizce çığlık attı ve geriye doğru sendeledi. Kadınsa sadece ona bakıp sakince “Kurucumuz sizi tanımak istiyor.” dedi. Victoria ne düşünmesi ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu. Kurucu da ne demek oluyordu ya da neden biri onu görmek istiyordu ve kadın onu takip edeceğini nereden biliyordu? Victoria’nın kafasında o an en az elli soru vardı ve hiçbirini soracak gücü yoktu. Sadece bakıyordu. Kadın Victoria’nın ensesine hafifçe elini değdirdi ve Victoria için o an derin bir uyku saati başladı.

Victoria gözünü açtığında neredeyse üç saat geçmişti ve geniş bir bekleme salonunda kadife bir koltukta uzanmış durumdaydı. Victoria’nın uzun siyah saçları kadife koltukta adeta kamufle olmuşlardı. Etrafına bakındıktan sonra aklında kalan son sahneyi hatırladı, bayıltılmıştı! Hemen doğrulmaya çalıştı ancak bu yersiz bir çabaydı, daha henüz ayılmıştı ve dengesini sağlaması imkansızdı. Bunu fark edince koltukta biraz daha dikleşti ve oturur pozisyona geldi. Duvarda saat olup olmadığını kontrol etti ancak yoktu, çantası da yanında değildi. Telefonunu çıkarken yanına almadığını o an anladı. Hiçbir şey yoktu yanında, sadece kendisi vardı artık ve kaçırılmıştı. Yavaş yavaş olduğu yerde ayaklandı ve odanın sağ üst köşesinde ona dönük bir kamera olduğunu gördü. Birilerinin odaya geleceğini düşündü ve yanılmadı sadece birkaç saniye sonra paltolu kadın bu sefer üstünde kırmızı bir kazak ve mavi bir kot pantolonla odaya girdi. Kadın sadece Victoria’ya kafasıyla onu takip etmesini işaret ederek odadan hemen çıktı. Victoria başka seçeneği olup olmadığını kontrol etti ancak odanın bir camı bile yoktu. Yavaş adımlarla kadının peşinden gidiyordu. Kadın büyük bir holden Victoria’nın uyuduğu odanın hemen karşısında duran bir kapıyı açtı ve Victoria’nın gelmesini bekledi, geldikten hemen sonra da tuttuğu kapıyı bıraktı ve kapı sertçe kapandı. Uzun bir koridorun ortasında duruyorlardı, karşısında bir kapı daha vardı ve başka hiçbir giriş çıkış yoktu. Holün bir yere bağlanmasını sağlayan iki kapı vardı sadece. Duvarda Da Vinci’nin Gelincik tablosunu fark etti, bu tablonun hikayesi geldi aklına. En olmayacak anda bu hikayeyi düşünüyordu. Kim bilir, Da Vinci o tabloyu boyarken bir gün birinin böyle bir anda o tabloyu düşüneceğini tahmin etmiş midir? Kadın Victoria’ya sertçe içeri gir dedi ve hole açılan kapıdan geri döndü. Hemen ardından kapı kendi kendine yine sertçe kapandı. Victoria karşısında duran kapıya baktı ve oraya doğru tereddütlü adımlar attı, hala daha üstünde gereksiz bir cesaret olduğunu hissediyordu. Ama başka bir çare olmadığı ortadaydı. Yavaşça kapıya doğru gitti ve kapıyı hafifçe kendine doğru çekti. Kapı açılmamıştı, belki de ters tarafı denemişti bu sefer kapıyı sert bir şekilde ileriye doğru itti ve kapıyı kolaylıkla açtı. İçerisi loş yeşil bir ışıkla aydınlatılıyordu ve çok geniş sayılmazdı, en azından hole oranla küçüktü. Yavaşça içeri doğru girdi ve kapıyı kapanana kadar eliyle hafifçe iterek tıklama sesini duymayı bekledi. Kapının kapandığından emin olduktan sonra odayı incelemeye başladı. Burada kimse yoktu, ardından önünde bir sinema perdesi olduğunu gördü. Sinema perdesi bir anda siyah renge büründü, biri bir video açmış olmalıydı. Ardından siyahlığın tam ortasında dümdüz yeşil bir çizgi belirdi. Ve oldukça gürültülü bir ses yankılandı tüm odada: “Merhaba Victoria!” Ses geldiği an perdede duran yeşil çizgi de dalgalanmıştı. Bu yeşil çizgiyle konuşuyordu, bunu anlamıştı ama neden? Sanırım ‘kurucu’ kendini ifşa etmiyordu. Ses zaten oldukça robotik bir sesti. Victoria hiçbir şey demeden öylece dikilmeye devam etti, ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu ve tekrar konuşma sesi salonu inletmeye başladı, “Bundan böyle sen de düzenin bir hizmetçisi olacak ve sadece Kurucu’ya hizmet edeceksin. Artık en büyük oyunun bir parçasısın ve bundan çıkmanın bir yolu yok. Biliyorum, kafanda çok fazla soru var ama bunların cevabını almayı hak etmek zorundasın. Çünkü düzen sana yaptığın işlerin mükafatı olarak bilgi verir ve unutma, bu düzende bilgi demek güç demektir. O yüzden bir görev tamamladıktan sonra sorduğun sorulara dikkat et. Haklarını boşa harcamak istemezsin. Git ve bizim yarattığımız sanal dünyada üstüne düşeni yap. Eğer görevlerini tamamlar ve doğru sorular sorarsan sen de gerçek boyuta geçebilirsin. Şimdilik sadece bu kadar, hayatta kalmaya özen göster Victoria. Sen benim için değerli bir parçasın.”

Victoria, bu açıklamayı dinledikten sonra daha karışık bir zihne sahipti artık. Neler olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Düzen, kurucu, hizmet etmek neler oluyordu? Hiçbir sözüne anlam verememişti ama kesinlikle büyük bir prodüksiyon ya da büyük bir olayın içine düşmüştü. Her şeyin berbat bir eşek şakası olmasını diliyordu içinden. Çünkü artık hayatı temelli değişmişti ve bunu çok iyi biliyordu. Ama ortada bir şaka falan yoktu. Artık o dünyada yaşayan neredeyse tüm insanların ne kadar basit birer oyuncak olduğunu görecek ve onlara hükmedecekti ya da bunu istemeyip ölecekti. Sanal dünya denilen dünya onun bugüne kadar yaşadığı gerçek dünyasıydı, şimdi gerçek dünyasından sıyrılma vakti gelmişti. Onun için macera yeni başlıyordu.

 

İllüstrasyon: Nurcihan Mızrak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here