Ana Sayfa Deneme Kum Saati

Kum Saati

Merhaba!

Uzun süredir yazamadım. Çünkü bir kum saatinin içine hapsolmuştum. Evet evet yanlış duymadınız. Kelimenin tam anlamıyla küçük mü küçük bir kum saatinin içinde kalakaldım. Yıllarca belki de asırlarca… Bir aşağı bir yukarı savruldum da durdum. Nasıl mı oldu? Şöyle ki; bir gün bağdaş kurmuş kum saatinin tüm taneciklerini tek tek görmeye çalışırken, kendimi bir anda cam fanusun içinde buluverdim. Yaşadığım tablonun bir anda seyircisi oldum. İlk şaşkınlığımı atlatmam kolay olmadı pek tabi. Ama inanın biraz zaman geçtikten sonra duruma alışmaya bile başlamıştım.

Tanelerin içinde gizlenen o gizemli zamanı keşfim tam o gün başladı. Başımdan aşağı akan kumların altında bir süre ellerimi açarak döndükten sonra, eğlenceli gelen kısmın altındakini irdelemeye yanaştım. Kum saati içinde hapsolmuştum ve üzerimden aşağı düşen kum taneleri aslında elimden akıp giden zamanın betimleyicileriydi. Yüzümdeki ifade donuklaştı. Dışarıdaki kalabalığa bağırmak istedim; boğazım patlarcasına. Ama kimse oralı olmadı.

Kum saatindeki tanecikler akıyor; bir baba, oğluna kavuşmak için gün sayıyor.

Kum saatindeki tanecikler hızla akıyor; tren garındaki kız yıllar önce gitmiş olan sevgilisinin geri dönmesini bekliyor.

Kum saatindeki tanecikler daha hızlı akıyor; karnındaki bebeğini kucağına almak için bekleyen anne, daha fazla sancı çekiyor.

Ve kum saatindeki tanecikler çok daha hızlı akıyor; torunu ananesinin başucunda daha fazla hayatta kalması için dualar mırıldanıyor ve kum saatinin taneciklerine lanetler yağdırıyor.

İşte o gün şu küçücük tanelerin ne büyük anlamlar taşıdığını iyice idrak ettim. Akan tek kum tanesinin bile zamandan ve bizden neler götürüyor veya getiriyor olabileceğini kavradım. Bazen o küçük torun gibi lanet yağdırdığımız zamanın götürdükleri kadar teşekkürle karşıladığımız getirdikleri de mevcut. Bakıp “Ne de güzel ezgiyle akıyor!” dediğimiz o kum saatini ne kadar çevirsek de zamanı geriye döndürmüyor. Ağzımızdan çıkan o çirkin söz unutulmuyor. Sevgiyle sarılmayı beklenen göğüs, her zaman kapıda bizi karşılamıyor. Ve ne yazık ki her an tekrar yaşanmıyor.

Kum saatine hapsolmak hayatımı değiştirdi. Şimdi çığlık çığlığa insanlara zamandan dem vurmam işte bu yüzden. Benim anlamam geç oldu. Ama bunu anlamak için sakın siz bir kum saatine hapsolmayı beklemeyin e mi?

Önceki İçerikTitriyor Kaldırım Taşları
Sonraki İçerikJulieta

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Diğer İçerikler

Seviyor

Koparmaya kıyamadığım bir çiçek vardı uzak bahçelerde. Günlerce, aylarca düşünüp durdum; "Onu nasıl getirebilirdim kendi bahçeme?" Bulduğum gibi diri, saf ve hiç incitmeden... En güzel toprak...

İnsan

İnsan kaç cümleyi yutar? Kendisine söylenen kaç çirkin söze susar? Biten kaç aşkın ardından ağlar? Kaç kişiye ağıt yakar? Mesela insan kaç ölüm görür...

Uzak sevdalar

Uzak sevdaların açmayan çiçeği, gözyaşlarıyla sulanmaktan bitkin düşmüş. Sararıp solan köklerin, Yeryüzünün tomurcuklanan bitki örtüsü. Dalında güzelsin sen, kök salıp filizlenen duygularınla. Uzak sevdaların ürkek ve sessiz çiçeği. Apansız sevgilere...

Kurtuluş

Değişmiyor senden kalan duygu hücrelerim. Gözle görülemeyecek kadar Uzaklar şimdi, Yok edilemeyecek kadar Küçük. Duraklar, sadece uzatıyor Beklediğimiz otobüs değilmiş meğer Şehrin buğulu yüzü Kaçtıklarım bertaraf olmuş Küçüldükçe derine...

Recent Comments

on 1 Zaman
Merve on 1 Zaman
Semiha on 1 Zaman
on 1 Zaman
İsmail on 1 Zaman
Mesut on Şükufezar
Tuğba Özdemir on Zaman’sızım
Tuğba Özdemir on Zaman’sızım