Kara Günlüğüm (1. Bölüm)

“Tarihin bir zamanında,
bir kadın vardı.
Kendi şehrini kurmuştu o kadın.
“Kalp” adı verilen o suç mahallinde…
Silahlı bir kadın kadar tehlikeli birisiydi… Ama bedene iz bırakmayacak kadar da akıllıydı.
Silahı da gece mavisi gözlü bir kadın.
Bir de bir adam vardı.
Suç mahaline pek de uzak olmayan, yakınlığı bir atış kadar da yakın olan ve başına gelebilecek şeylerden, habersiz bir adam…”

Hikayemin devam yazısına geçmeden önce: Siz değerli okuyucularımın da izniyle küçük bir öneride bulunmak istiyorum. Okuyacağınız bu hikaye, şu anki içinde bulunduğunuz “Ruh” halinizi bozmaya yetecek, gerçek bir kurguya sahiptir. O yüzden, buradan sonrasında sizlerde oluşturabilecek (Kalp, ritim bozukluğu, tansiyon vb.) şeyler benim sorumluluğum dahilinde olmayacaktır. Devam etmeyi düşünüyorsanız eğer, telefonunuz acil durumlara açık olmasını tavsiye ederim. Şimdiden size iyi okumalar diliyorum..

NOT: Ayda 2 kez/2 haftada 1 kez olacak şeklinde serinin devamı gelecektir…

GİRİŞ
YIL:13.06.04 YAŞ:9 YER:KOCAELİ DURUM: YENİ EV,  YENİ ARKADAŞLIKLAR

O gün, benim için çok önemli bir gündü çünkü; ailem (annem, babam, ağabeyim) ve ben yeni bir eve taşınmıştık. Annem yeni taşındığımız evi toparlıyor, abim ve babamda iş yerimizde gün boyu çalışıp, ailemize ekmek getirmek için uğraşıyorlardı. Ben de dağınık olan odamın, sıcacık yatağımdan annemin “Ömer. Oğlum. Hadi kalk öğlen oldu” sesiyle yeni bir güne uyanmıştım. Gözlerimi açtığımda içimde garip bir heyecanla birlikte mutluluk vardı. Her çocuk gibi o sıcacık yataktan kalkmak istemiyordum ama akşam ezanı okunmadan önce yeni arkadaşlarımla tanışmak için. Yatağımdan kalkıp, üstümü giyinip, hazırlanmam gerekiyordu. Öyle de yapmıştım ve hazırlanıp, annemin mutfakta bize (kendisine ve bana) hazırladığı kahvaltıya koşmadan evvel lavaboya gidip elimi ve yüzümü yıkadım. Annem, yeni taşınılmış o dağınık eve rağmen elinden gelebilecek her şeyi yapmıştı. Bende dosdoğru aceleci bir şekilde kahvaltı masasına gidip, aç mı aç göbeğimi doyurma işlemine başladım. Masaya oturduğumda “içimden” bir ayı çıkmışçasına önüme konulan her şeyi hızlıca (10 dakika içerisinde) yiyip, bitirmiştim. Annem’e dışarı çıkıp, derhal yeni arkadaşlarımla tanışabilmek için heyecanlı olduğumu söyledim. Normalde annem ödevlerimi yapmadan dışarı çıkmama izin vermezdi. Ama artık yeni okula gideceğim için ödevimin de olmadığını bilerek dışarı çıkmam için, izin verdi. Ben de bu fırsatı değerlendirerek bir hışımla ayakkabılarımı giyinip, apartman içerisine park edilmiş bisikletime gittim. Daha sonra bisikletime binip, yeni tanışacağım arkadaşlarıma doğru yola koyuldum. Mahalleye yeni taşınmış olmama rağmen, sanki yıllardır bu mahalle de yaşıyormuş gibi her sokağı karış karış dolandım. Evime çok yakın bir alanda, top oynayan (15 kişi kadar) bir gruba rastladım. Bisikletimi çocuklara yakın bir yere bırakıp, onlarla tanışmanın hevesinde biriydim. Aşağı, yukarı benim yaşlardaki o grup çocuklar, oynadıkları futbol esnasına beni fark edip, mevzuya gider gibi yanıma yaklaştılar. Ben onlarla tanışmanın, onlarla birlikte oynamanın heyecanını, hayalini kurarken bir anda içlerinden biri bana sağlam bir tokat attı. Yediğim tokattan sonra ne olduğuna şaşıran ben, onlara da şaşkın bir ifadeyle baka kalmıştım. Hani bir laf vardır “En iyi dostluklar, kavgayla başlar” diye… Bu sözün, gerçekten de doğru olacağını bilmiyordum. O an yediğim tokadı, niye yediğimi anlamakla meşguldüm. Kısa süren şokun ardından kendimi 2 gün öncesinde Cüneyt Arkın’ın kavgalı filmlerinden izlediğim bir sahnesi aklıma geldi. Hani şu elinde ki kılıcıyla, aynı anda 5-10 kişiyi darma duman etme sahnesi… Heh… İşte tamda o sahne aklımdan geçivermişti. Onun etkisiyle kendimi “Sherlock Holmes” gibi. Bana vuran kişiye nasıl vursamda diğerlerini de korkutsam diye düşündüm. O an, o sinirle düşündüğüm şeyin, kalabalık bir gruba karşı yapılmayacağı aklıma bile gelmedi. Doğaçlama bir şekilde, bana tokat atan kişiye ben de vurdum. Nasıl bir deli cesareti örneğidir bilmem ama mahalleye yeni taşınmış, korkak biri olarak kendimi göstermek istemedim. Allah’tan, “en iyi dostum olacak” o kişiye vurduktan sonra, bana vuranın arkasında duran çocuklar “Sen kimin arkadaşına vuruyorsun” deyip de üzerime çullanmadılar. Şansım varmış… Yoksa ki şu an, ben bu satırları yazıyor olamayacaktım. Düşünsenize, o an ki “benim” halimi. Aman aman Allah’tan o bir yumrukla başlayan kavga daha da fazla uzun sürmedi. Ama size şunu söyleyebilirim, benim birisiyle kavga etmem o gün ilk oldu ve sağlamca yediğim tokat, burnumda sadece bir kanamaya sebep oldu. Olaydan sonra onlar yine top oynamaya devam ettiler ve yine bana vuran kişi, beni top oynamaya çağırdı. Burnumu her ne kadar vurduğu tokatla kanatmış da olsa… Sunduğu teklifi geri çeviremeyecek kadar da yüzsüzdüm. Öyle ya, ben o gün o tokadı yemeseydim belki, şu an her ne kadar konuşmasak da Sinan diye bir arkadaşım olmayacaktı. Üstelik olaydan bir kaç gün sonra yeni okuyacağım okulda ikimiz üçüncü sınıftan, altıncı sınıfa kadar aynı sınıfta, aynı sıra arkadaşı olduk ve hatta yeni okulumda, yeni arkadaşlarımla ortamımı kuran, sağlayan da o kişi oldu…

HİKAYENİN 1. BÖLÜM SONU
SONRAKİ BÖLÜM 11.03.2018

4 YORUMLAR

  1. Hikayenin girişinde ağlıyordum nerdeyse, ta ki sonrasında yazdığın (kalp,tansiyon,şeker vb) uyarıdan sonra n’oluyor diyerek kendimi toparlayıp okudum. Böyle devam et kardeşim ??????

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here