Kaldırım Bekçisi

Demirden yapılmış uzunca tutma yerlerini kavradım. Boyaları aşınmış sapların kabaran yerleri paslanmış. Var gücümle sırtladım arabamı. Parmaklarım soğuk havaya direniyor. Avuç içlerimde yılların hediyesi nasırlarım. Her gün biraz daha ekleniyor, acıyla karışık hayat mücadeleme.

Hep uğradığım semtlere, ezberlediğim sokaklara gidiyorum. Kitapçılar, basım evleri, yöresel lezzet restoranları, süper marketler… Gelen giden yüzler birbirinin aynısı, öğrenciler gelecek telaşında diğer yanda tüketiciler yeme derdinde, market reyonları kalabalık, kasada ufak kuyruklar oluşmuş. Sokağın sesi kısılmış, gözleri dolu geleni geçeni izliyor. Geçen zamanın yıprattığı kaldırım taşları aşınmış, akan sularda kirleri arınmış, kaç doğum kaç ölümden haberdar olmuş.

Kaldırımlarda yürüyemem ben, zaten arabamla kaldırıma çıkamam. Paramı kaldırımda kazanırım. Akşam saati olduğunda benim bozukluklar dökülmeye başlar kaldırımlara. Gün ışığında bekleyen bir deniz gibi beni beklerler. Ellerim iş kokar benim, alnım terli, üstüm başım pislik içinde; kollarımı sıvar, denizde kulaç atmaya başlarım. Uzaktan biraz inceler, sonra işe koyulurum. Arabamı sağa çeker kirli ellerimi denize daldırırım. Market poşetleri, mavi siyah boy boy poşetler, boş karton kutular. Hangisi bozukluk edecekse ondan başlarım. Küçük yığınlar yapıp tek tek arabama yüklerim. Şu marketler ne çok iş yapıyor, her gün kaç raf boşalıyor kim bilir! Yaptığım yığınları aklımda tutuyorum kaç ekmek, kaç yumurta alabileceğim merak ediyorum. Öğle vakti çıkıyorum yola; havanın serinlemesi lazım, güneş çarpmasın. Zaten insanlar akşam olduğunda dolduruyor kaldırımları. Taksim’den yola koyulup arka sokaklara dalıyorum. İstiklal yine kalabalık, iğne atsan düşmez. Üzerime üzerime geliyorlar, hele şu arabalardaki insanlar. İki tekerlekli arabama hiç mi saygınız yok? Ya emeğime? Yürüdüğünüz kaldırımları temizlemiyor olsaydım! Korna sesiyle düşüncelerimden uzaklaşıyorum. Arkamı döndüğümde şoförle göz göze geliyorum. Neyse yoluma devam edeceğim. Kafamda bir sürü soru hangi sokaktan başlasam, hangi semte bugün hiç uğramasam. Sahafların sokağına gitmeliyim, belki bugün bir kitap düşürürüm. Hele bir de romansa değmeyin keyfime. Akşam yalnızlığıma bir ortak çıkar. Unuturum insanları, kaldırımları, belki kirli üstümü, ellerim.

Var olmadığını bildiğim dünyalarda dolaşmaya çıkarım. “Ellerim cebimde kafamda bir şapka cebime koyduğum ellerim tertemiz sabun kokuyor. Baştan ayağa yeni kıyafetler geçirmişim üzerime, parfüm kokum iki metreden duyuluyor. Deniz sesini uzaktan duyuyorum. Sıra sıra köprüler var bu şehirde. Arnavut kaldırımlarında ayakkabımın topuğunu bastıra bastıra yürüyorum. Ne yıldızlı bir gecede yürüyüşe çıkmışım. Köşede gördüğüm ilk kafeye oturup sütsüz bir kahve söylüyorum. Şapkamı çıkarıp masanın kenarına koyuyorum. Saçlarım ne kadar düzgün kesilmiş.  Sigara dumanı akıp gidiyor kafenin kapısından. Sandalyem sokağa bakıyor karşımda boş bir sandalye. Karşımda oturan bir kadın hayal ediyorum. Saçları omuzlarına dökülüyor, gözleri bir yanı korkar gibi yaşlı, koyuluğu parlıyor karşımda. Ne anlatıyor? Sesi öyle uzaktan geliyor ki deniz sesiyle ayırt edemiyorum.

-Sen neden bir şey söylemedin?

-Kaldırımlar ne kadar güzel değil mi Martin? Gülümsüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here