Kaçıncı

Uzun süre ayrı kalmışız seninle. Ama ne uzun! Öyle ki; mevsim değişmiş ayrı kaldığımız zaman diliminde. Sonra bi’ kavuşmuşuz biz! Ama ne kavuşma o! Serin yaz akşamları gibi… Kızgın kumlardan serin sulara atlamışız adeta. Yaprak dökmüş ağaçlar, serin akşamların sabahında. Mevsim turuncu olmuş. Sen öperek susturduğunda beni; yanaklarımın turuncusu…

Öyle bi’ kavuşmuşuz ki; birer büyük açmış her masa şerefimize. Işıl ışıl yanan lambaların altındaki herkes bizi konuşmuş. Öyle sarılmışsın bana. Gelişine kalkmış kadehler; Alsancak’ın şiir kokan sokaklarında. Sonra bir şiir dökülmüş senin dudaklarından; gözlerimin içine baka baka. Yanan sigaralarımız unutulmuş tablasında. Daha ilk kadehte sarhoş olmuşuz.
Dudaklarımız! Anasona bulanmış dudaklarımız, mühür olmuş birbirine.
Sonra gece… Sevmişiz birbirimizi ama ne sevmek! Kokunu nefes diye çekmişim içime. Ellerin! Yüzümün her santimini ezberlemiş. Ben o gece boynuna aşık olmuşum.
Sonra sabah! Sen en sevdiğim şarkıları aşığı olduğum sesinle mırıldanırken, eşlik ede ede kahvaltı hazırlamışım bize. Ne çok içmişiz gece! Ne çok acıkmışız!
Kahvaltı bitince en sevdiğimiz filmi izlemişiz; kim bilir kaçıncı kez…
Susamışım; seni içmişim su gibi… Nefes gibi çekmişim içime nefesini. Kokuna bulaşmış saçlarım. Sen dolmuş avuçlarım.
Sonra uyanmışım. Nerede mi kalmışım?
Olmayışınla değişen mevsim… Olmayışını yutamamış ben… Olmayışına kalkan bilmem kaçıncı kadeh ve olmadığın kaçıncı gece… Sesini duymadığım kaçıncı gün… Kaçıncı iç çekiş, kaçıncı ümitleniş, kaçıncı cesaret ve kaçıncı korkaklık…
Bu; sana kaçıncı tutsaklık?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here