Gün Batımı Gören Bir Pencerenin Mermerinden

Bu; başlarken en çok zorlandığım yazım olacak sanırım. Bunu bir inat uğruna mı yapıyorum yoksa gerçekten böyle olmasını mı istiyorum bilmiyorum ama yapacağım. Diğerlerini okudunuz mu bilmiyorum ama çok değil üç tane yazım var. Görülme sayısı da fazla değil; hatta bayağı az okumak isterseniz ben beklerim! 🙂
Hep keşke diyoruz ya hayatta; “Keşke böyle bir başlangıç yapmasaydım!” ya da “Keşke ona bunları söylemeseydim!” gibi şeyler… Hayatta yaptıklarımızı yapmamış gibi yaşayamıyoruz maalesef. Ya da tekrar o zamana dönmeyi istediğimiz anlara dönemiyoruz. Eğer öyle olsaydı; hani spider soltaire oyununda tüm kartların allak bullak olduğu zaman geri al, geri al, geri al… En baştan başlasaydık diye düşünüyoruz ya… Ben bu yazımı; yazım hataları dışında, klavyenin silme tuşunu kullanmadan yazmak istiyorum. Acaba, bazen konudan kopup giden cümlelerin yazı bütünlüğünü bozduğu gibi geri alamadığımız keşkelerimiz de hayatımızın çizgisinde kırılmalar yapıyor mu?

İki üç satır bir şeyler karalayan herkes büyük laflar edip, akıllarda yer etmeye çalışıp, büyük sözler söyler. Mesela “Hayat yaşayabildiklerimiz ve yazabildiklerimizden ibarettir.” Ya sen ne yaşadın da yazamadın? İnsanlar derdini anlatabilmek için tarih boyunca çıkardıkları sesleri şekillendirmeye çalışmış; kelimeler, cümleler oluşturmuş. Kendi derdini başkasının kelimeleriyle ifade edemeyip; kendine başka kelimeler türetmiş ve diller oluşmuş. Yani eğer yaşıyorsak; yazmak için yani anlatmak için.
Ama ben bu konuya böyle devam etmeyecektim. Sanırım hatlar karıştı. Hadi başa alalım!

Yaşayabildiklerimiz ve yazabildiklerimiz… Yazmak; bir konu üzerinde düşünmeden aklına gelen cümleleri uç uca bağlamak benim için. Finalini bilmediğim bir giriş yapıp; gelişme kısmında kaybolmak… Kaybolmaktan korkmam çünkü ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım klavyemde bir silme tuşum var. En baştan okuyup, beğenmediğim yerleri silebilirim. Ya da finalini değiştirebilirim. En iyisi de Ctrl+A ve Shift+Delete… İşte bomboş bir sayfa. Hadi baştan başla!
Bazen sonunun çok iyi olacağını hayal ettiğimiz bir yola gireriz. Beklediğimizi bulamayız ama bunu yaşamış oluruz. Sonra aynı yolu geri yürüyüp “Acaba bu yola girsem ne olurdu?” diye düşünüp oradan gideriz. Ama daha önce yürümemişken, daha yorulmuş değilken yürümekle aynı mı olur? Bunu asla bilemeyiz. Ama hep tahmin etmeye çalışırız. “Keşke!” deriz sonra. İyi de; umduğunu bulamasan da sen onu yaşadın. Eğer ilk gittiğin yolu değil de diğerini yürümüş olsaydın ve senin istediğin gibi olsaydı her şey; diğer yolu merak etmeyecek miydin? Aklın kalmayacak mıydı orada?
Yazarken kaybolmaktan korkmuyorum evet; çünkü ben nereye gidersem final de oradadır diye düşünürüm. Çünkü ipler benim elimdedir. Peki yaşarken neden korkarız kaybolmaktan? O zaman ipler bizim elimizde değil mi?
Kaybolduğumuzda ne istediğimizi, nereye varmak istediğimizi unuturuz. Amaçsız ilerleriz ve karşılaştığımız sokaklar hoşumuza gitmeyebilir. Bir köşeden döneriz, ilerde bir kapının arkasından bilmediğimiz bir yerlere gireriz; belki… Korkarız yani evet ama çıkışı bulamamaktan.
Labirente girdiğinde tek düşündüğün çıkıştır. Ama içeride seni bekleyen tuzaklar hiç ilgini çekmez mi? O tuzaklardan kurtulmaya çalışmak; sana çözüm üretmeyi öğretmez mi? Hatta tuzağa düştüğün zaman oradan kurtulup ilerlemek; sana tecrübe katmaz mı? Tekrar bir tuzağa düştüğünde daha az paniklemez misin artık?
Yani “Keşke girmeseydim!” dediğin bir sokağın sonunda iyi ki diyemez misin?
Her an durup baştan başlayabiliriz. “Dün söyledim evet ama bugün öyle düşünmüyorum.” diyebiliriz. İki dakika önce çaydan nefret ediyordum evet ama şimdi belki deneyebilirim. Üzerinde yaşanılan kıtalar bile dün böyle değildi. Ki biz taştan değiliz.
“Bu sınavlarla nasıl baş edeceğim?” diye düşünürken bir anda gün batımını gören bir pencerenin mermerine oturup, yirmilik dişinizin ağrıttığı başınıza aldırmadan “Neyse ya, bir şekilde hallolur.” demek çok zor değil.
Benim haddime değil ama bir tavsiye; kaybolun ya kaybolun! Bırakın; giriş, gelişme, sonuç tutarsız olsun! Belki bir kompozisyon olamazsınız da roman olursunuz. Ana fikriniz olmaz belki ama güzel bir final yaparsanız; film bile olabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here