Düşledim Hayallere Sığdı

Saatim diyorum; düşlere kurulu, çalmayı bekleyen alarmdı şimdi. Geçen her dakikanın çıkardığı “tık” sesiyle bir dokunuş… Davetkar bir tavır sergiliyordu karşımda. Olanaklar sürecinde bir tutku ve ardından özlem dolu gözlerle fışkıran yaşam…
Ve benliğinden medet ummaktan sıkılan bir tür denlik sorunu… Bir bıkkınlık, bir pes etmeye karşı sergilenen mücadeleci tavırlar… Kalıp dikkatsiz rolü almış da sergilemeye çalışan oyuncu gibi…
Öylece bakıyorum saatime. Açık gözlerle düş izliyorum; beynimde anlaşılması güç bir kuram… Entellektüel güce karşılık onca kuşku…
Beynimdeki bellek; tıpkı rengarenk olup da birbirine karışan bin bir kolye gibi, tıpkı bütün fotoğrafları sergileyecekken virüs girmiş bir hafıza kartı gibi, tıpkı ucuz şıklığını üzerine bürünen çarçabuk dolan bir telefon cihazı gibi…
Korkarım konu dağıtıyorum yine.
İflas eden yaşam; kekeleyen dillerde daktilo edilmiş kelimeler söyletiyordu, vücuttan taşmış deniz misali hırçın bir eda ile.
Oysa istemez mi bir insan otları okşamak, çocuksu fikirleriyle dehşete düşmüş yolcu olmak, ortalığı aydınlatan gaz lambası misali parıldamak, köklü yenilikleriyle sosyalist işçi tavırları takınmak…
Her şey yasa ve o yasaya uygun mayalı hamur biçimleri… Herkesin içinde bir derinlik, biçimli çizgiler barındıran yüzlü bir heykel misali yansıtıyordu benliğini.
Ve tekrar sarpasardı bronzlaşan kelimelerin ocağı karanlık bölgesin. Ama bu engel değildi rüzgara baş vermiş giden bir yelkenli olmaya, dirençli bir savaşçı sıfatı taşımaya…
Ahh vurdumduymaz olmanın en güzel yanı!
Bazen acıların seni dehşete düşmüş bir yolcu olmaya zorlarken, denizcinin kronometreyi kıyıya atmasını andıran şeyler sergilemeyi bileceksin. Beceriksiz sözler mesela, olmayacak hafızanda. Nihai amacın benliğini kaplayacak güzelliklere kendini adamak olacak. Ümitsiz şeylerden bile umut çıkarmayı öğrenmiş bir çocuk gibiyim bu aralar.
Saatimi düşlere kurmuş da çalmasını bekliyorum şimdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here