Farkındayım ki iyi bir insan olmanın getirdiklerinden çok götürdüğü şeyler var. Umudumuz mesela… Her umuda yürüdüğünüzde iyi olan yanlarından eksilirsin. İyi sandığın ne varsa sona ulaştığın zaman kocaman bir hiç oluyor. Bunu düzeltememenin suçlusu ise sen oluyorsun. Öyle bir inandırıyorsun ki kendini, karşındakini iyilikle çözebileceğine. Oysa iyilik sanıldığı kadar tek başına yeterli değildir. İyi, karşısında iyilik olmadığında yenilir.
Söylediklerinin veya söyleyeceklerinin tüm vasfını yitirdiği andır iyilik. Artık iyi olmak sanıldığı kadar iyi değildir o anda. Ne kolay yazması ama değişmez insanda. Huydur bir kere. Hassaslık gibidir. Yarası ise kağıt kesiği. Eğer haksız isen mesela anlatamazsın bunu. Sonuca bakarlar, o sonuca giderken çekilenlere veya yaşanılan acılara değil. Fedakarlıklar da önemsizdir karşındaki insan için. Hani senin şu bir kez gördüğün ve uğruna hayatını bile yakabileceğin fedakarlıklar dizesi. Kaç kez feda ettiğin değil de o an neden eksilmediğine bakılır. Suçlanırsın. İşte tam o noktada bir insanın karşısında onun, gözlerinize baktığı kadarsın. Gücünün kalıp kalmadığı da gözünden akan o yaşta sorgulanmaz. Buna isyanını bile dile getiremezsin. Kimse de görmezlikten gelmez zaten. Herkes görür fakat asıl önemli olan gördüklerinin hissettirdikleridir. Çünkü hissetmezlikten gelir insan. Günü gelir en sevdiğinin kalbine dokunamazsın. Kendi kalbine dokunamazsın. Kendine bile söylediğinde kırılacağın şeyleri görmezden gelerek kaçarsın. Bunların doğruluğunu bilsen bile duymaktan korkarsın. Kendinden eksilmeye başladığında ”iyi bir insan” olursun ama iyi olmak içinse vakit çok geçtir. Çok yara verir insana eksilmek. Aslında üst üste dizilmiş taşlar gibidir yapılan iyilikler. Bir tanesini çekip devrilmemeni
beklerler. Devrildiğini gördüklerinde ise tam da o çekilen taşla yakarlar canını ve ardından dik durmak istediğinde o taşı yerine koyması için atana minnet edersin. Şans verirsin. Tekrar yıkılacağından habersiz toparlanırsın. İncinmenin önemi yoktur seni yaralayan için. Birinin yıkılışını izlemek, kendini suçlamayı sevmeyenlerin işidir. Yenildiklerini kabul ettikleri için herksin düşebileceğini düşünürler. Yenilmeye alışmış insan yoktur. Tekrar toparlanamayıp orada kaldıkları için sürekli düşüyormuş gibi gelir onlara. Yenilmek ancak savaşmanın sonunda olur. Savaşmayan bir insanın yenilmesi ise yalnızca iyilik karşısında olur.
Demem o ki; iyi olurken değil, taşları tekrar nerede dizeceğine dikkat etmeli insan. Nitekim dağılacağı yeri seçemediği gibi dağıtanı değiştiremiyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here