Cennet Kadınım #2

Merhaba Kadınım;

Uzun zaman oldu değil mi görüşmeyeli?
En son konuştuğumuzda çocuğunuz olacaktı.
Şayet olmuşta.
Az evvel gönderdiğin fotoğrafa bakınca anladım.
Hıh..
Tıpkı senin gibi poz vermiş.
Anası gibi, asilce bakmış.
Anasının kızı ne olacak.

Ne kadar tatlı gülümsemiş. Sanki büyüyünce senin gibi olacak. Ve benim gibi erkeklerin doğduklarına pişman edecek görüntüsünü vermiş. Bir fotoğraf daha göndermişsin, kızının fotoğrafı yanı sıra. Hani seninle birlikte, parkta çocuklarla çekilmiş olduğumuz fotoğrafı. Hatırlıyor musun cennet kadınım. O gün çocuklarla beraber, nede güzel eğlenmiştik. Ve sen bana bu çocuklar gibi, yaramaz çocuklarımızın olacağını söylemiştin. Hayalini kurduğun o mutlu yuvamızda koşuşturup duracaklardı. Bende onlara kızacağımı söyleyince, gözlerime öfkeyle bakıp, ”Çocuklarımıza bağıramazsın” diye kızmıştın. Sonra sen suratını asıp, benimle bir saat boyunca konuşmamış idin. Hayatımın hiç geçmek bilmeyen bir saati olmuştu o gün. Biliyor musun? Yada neyse eskileri açmanın kimseye bir yararı yok artık. Aman boş ver.

Bu arada sende bana son mektubunda, ”Sen nasıl oldun” gibi anlamlar yükleyen yazı yazmışsın. Ben  halen daha aynıyım. Günlerini sayan, bir suçlu gibi. Öleceğim günü bekliyorum. Henüz daha bir gelişme yok hastalığımdan. Hiç değilse ”İyi” gözüyle bakabileceğimiz bir gelişme yok. Yoksa ki evet kötüye dair bir sürü şeyler var da. Sen yine boş ver ve sakın sorma. Seninle birlikte gittiğimiz bir sahil vardı. Ancak hatırlar mısın bilmiyorum. İşte ben o sahile senden sonra bir çok kez elimde üç, beş tane bira ile gidiyorum. Doktorum bana içmeyi sakladı. Ama ben senin özlemini çekerken böyle bir şeyin, mümkün olmayacağını söyledim defalarca. Çünkü seni Sol yanımdan özlüyorum. Nasıl mümkün olsun ki. Bir de doktorum sürekli beni arıyor, kontrol etmek için. Sanki çok önemli birisiymişim gibi beni düşünüyor. Her han öleceğimi düşünüp ve daha sonra yazacağı makalelerinde ”Başarısız” olduğunu yazmak istemiyor gibi. Anlamıyorum niye yazmak istemediğini. Sonuçta bu bir ölüm. Elbet herkesin kapısını çalacak bir Azrail vardır. Bende onlardan biriyim işte biliyorsun.

Bazen ”Tanrım, amma da çok yaşattın beni. Artık al canımı da kurtar beni bu halden” diye şirk koşuyorum. Belki daha çabuk canımı alır da bende kurtulmuş olurdum. Ama öyle bir şey ki. Ben ne yaparsam yapayım. Ne edersem edeyim. Bir türlü beni cehennemine göndermiyor. Sanki son bir iyilik yapıp ta, yanına öyle gitmemi ister gibi. Sanırım daha fazla vaktim kalmadı gibi. Son demlerimi yaşadığımı hissediyorum bazen. Hı. O değilde seninle son bir kez, yan yana gelebilmek için her şeyimi verebilirdim. Gerçi canımdan başka bir şeyimde yok. Ama olsun. O bile sana feda olsun. Ömrümün, kalbimin, hayatımın emaneti kadınım. Sana her şey’im feda olsun. Çünkü sen, buna değersin. Çünkü sen. Benim Cennet Kadınımsın. Neyse kadınım. Mürekkebim bitmek üzere. Şu saatlerden sonra eğer halen daha yaşıyorsam belki bir mektup daha yazarım sana. Sen hiç umudunu yitirme kadınım. İsmin, benim son sözüm olacak bu hayatın kendisine…

Hoşça kal yüreği güzelim.
Hatta sen biraz daha ”Benle” kal…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here