Kadın kafası dalgın yürürdü hep, düz yolda dahi takılırdı tüm yaşadıklarına, dışarıdan görenler anlamazdı, anlatmazdı da, kafasında hep bırakmadığı taşları vardı yolunun, bu sefer azat etmişti kadın içinden hepsini. Bir bir kesmişti tüm ipleri, onları kendisine bağlayan…

Kadının o gün dizleri titriyordu yürürken, saat gecenin demine yaklaşıyordu. Her adımda biliyordu bu sefer ipleri bile bile bağlıyordu kendine, ipin ucundaki ile. Kaç zaman önceydi, bilinmez, rüyasında görmüştü, her zaman beklediği mutluluğunu, bak yıllardan bahsediyor kadın burada, yıllar… Yıllar sonra o kadar örselenmiş haldeyken gelmişti adam. Adımların sonu, her zaman yürüdüğü o küçük, dar, binaların onu izlediği sokağın sonu adama çıkıyordu. Kadın belli etmedi, yürüdü. Parmak uçları dahi onun değildi o an. Ah, bu ne özlem! Yıllardır rüyasındaki adama bu ne özlemdi, nasıl? Şimdi tüm nasıllar yasaklı…

Adamın gülen gözleri vardı, kadının yüzünü görmek isteyen, içinin titrediğini gösteren… Kelimeler yoka yakın kadında, adam dökülüyor bir bir, içi heyecan dolu, içi gökyüzündeki yıldızların heyecanı. Adam gökyüzündeki yıldızların güzelliğini bile söylemişti o an. Kadını nasıl sevmesin ki, şehrindeki yıldızlar bile güzeldi kadının, gözlerindekiler gibi.

Kadın çok konuşurdu hep, aklının aldıkları yüreğinden taşardı, taşanlar sesine yansırdı. Adamın gülüşünü bile seven haline konuşamıyordu ama… Beklediği her şey büsbütün karşısındaydı, saçlarını dahi koklayarak öpüyordu adam kendinden sakınırcasına. Kadın gözleriyle sevmek ne demek görüyordu, güzel seven adamlara inanıyordu, o an ne varsa inanmadığı her şeye inanıyordu, o an zaman dursa dururdu da sanki dünyanın düzeni bozulmasın diye bu haklarını saklamışlardı birbirlerine.

Bazen mutluluklar burada kalmalıydı, ne kadın ne adam yanmamalıydı. Gözlerine bakıyorlardı ama sanki adam diyeceklerini demeden hep aklındaki kayalıklara bırakıyordu kadına söyleyeceklerini. Bazen şehir, bazen kader, bazen neye inanırsan o işte. Olduğu gibi kalması gerekir bazen rüyaların, bazen yaşanmalı… Kadın bu zamana kadar örselenmekten yaşayamamış dahi, adam paramparça, parçaları kendinde bile değil, kadına ne versin ki. Kadına acı yaşatmaz adam, kadın adamı acıtmaz. Acıları birbirlerine dolduramazlardı, kimine göre kendi engelleri, kimine göre hayatın onlara çoktan koyduğu engeller vardı. Hep en içlerinde olacaklardı ama dokunamayacaklardı. Adam kadına diyeceği tüm güzel şeyleri dilinde olan kayalıklara koymuştu bile. Kadının okuyup okuyabileceği sadece gördüğü adamın duvarları kalmıştı. Kadına sadece, evinin önündeki adamın araba boşluğu kalmıştı, kadında orada sigarasını içecekti artık, dudağının kenarındaki gülümsemeyle, tüm güzel hisleri tutarak zihninde.

Adam ‘sen benim çölde bulduğum çiçeksin, yaralarını saracağım, pamuklara sarmalayacağım seni’ derdi, işin güzel yanı gördüğü gibi de sarmalamıştı hani. Adamda bilirdi ağırlığını bunun, kadında. Kimse kimsenin yükünü kaldırmak zorunda değil, kimse bir başkasında kendinden yara açmak zorunda değil. Hiçbir şey ‘zorunda değiliz’ adamın da dediği gibi sayın okuyucu. Nefes alabilelim, yeter.

Korku vardı içlerinde iliklerine kadar, ikisi de vazgeçmek, bırakmak kavramlarını her hücresinde daha önce de yaşamıştı, belki yaşamasalar olmazdı böyle ama adam aynı ateşte yanmasın diyordu kadın, yakan ben olmayayım. Adam korkuyordu, kaybetmekten, vazgeçmekten korkuyordu. Temiz kal, temiz kalalım ve son olarak “iyikim de varsın” ya da “iyikimde varsın” demişti kadına. Kadın ya anlamlar yüklüyordu yüreğinden taşanlardan ya da cidden adamın tüm iyikileri olabilmişti. Daha güzeli var mıydı? Bu hisleri yaşayabilmek bile güzeldi güzel sevmeyi bilen adamla…

Oysa şarkıdaki gibi yaşıyordu kadın, seni sevmem toplumu meşru kılar diyordu içinden ve sonrasını da yaşayacağını biliyordu kadın, dile indirgeneceğini. Yani evet, adam gitti. Ama seve seve, hissediyordu kadın.

Anlayacağın sayın okuyucu, adam çöldeki çiçeğimsin derken, çöldeki o diken diken kaktüsten bahsediyordu… Kadının aklında o an bile tek kare vardı, çöldeki kaktüsün kırmızı balona sarılışı… Sen sen ol sayın okuyucu, çekme kırmızı balonu çölüne, sarılsan nefesi kesilir, bıraksan uçar gider. Bazen kendinden bile sakınman gerekir, en mutlu olacağın anların yaşanma umudu dahi mutlu eder sayın okuyucu, mutlu kalın, mutluluğunuz için. Uçup gitti sayın okuyucu, uçup gitti kırmızı balon…

Çölündeki güzel çiçek olmak istediğiniz adamlar için çalsın mı kafa radyolarınızda, benim için çalsın mı sayın okuyucu?
Cihan Mürtezaoğlu – Bir Beyaz Orkide

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here